Bir yıllık eğitim öğretim sürecinin karnesini gerek eğitim kurumları gerekse öğrenciler olarak haziran ayında alırız. Herkes gayretinin meyvesini bir bakıma haziranda toplar. Haziranda görülen bir bakıma, bir senenin çaba düzeyidir. Eğitimin kalitesinin değerlendirmesi yapılır. Ama bir eğitim hareketi var ki onu bu yoğunluk içinde göremeyebiliyoruz. Bana göre mayıs haziran aylarında eğitim ve dil adına Türkiye’de çok heyecanlı, çok renkli, farklı ve ülke olarak onur duyacağımız gelişmeler yaşanıyor. Yıllardır korku, kaygı ve yetersizlik duyguları aşılanarak yönetilmiş bu ülke insanlarının gerçekte neler yapabileceğini görürsünüz bu aylarda. Sanki “Beşinci Mevsim’i yaşıyor gibi olursunuz. Yeter ki biraz etrafınıza dikkatlice bakınız. Anadolu insanın neler yapabildiğini, dünya çocuklarına kendi dilimizi, duygumuzu ve değerlerimizin nasıl bu kadar güzel ve içten öğretildiğini görürsünüz bu aylarda… Her düşünceden ve düzeyden insanların bir araya gelip bu gönüllüler hareketini nasıl yürekten alkışladığını görürsünüz. Farklılıkların bir arada bir renk cümbüşü oluşturduğunu görürsünüz bu faaliyetlerde. Ötekileştirmenin olmadığını, herkese anlayışla, önyargısız bakılabildiğini görürsünüz. Tüm bu farklılıkların ne kadar güzel bir zenginlik olduğunu görürsünüz bu iklimde… Evet, Türkçe dil olimpiyatlarından bahsediyorum.
Bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Türkçe Dil Olimpiyatları her açıdan çok anlamlıydı. Bana göre en önemli anlamı Anadolu insanının gerçekten özüne döndüğünde neleri başarabildiğidir. Anadolu insanının 130 ülkeye sevgiyi, kardeşliği, barışı, hoşgörüyü en güzel şekilde götürdüğünü gördük. Oralara geride dünya adına güzel olan her ne varsa, hatta ailesini geride bırakıp, arkasına dönmeden en ufak tereddüt dahi etmeden adını dahi duymadığımız ülkelere giden eğitim gönüllülerini gördük. Onların arkasında himmetleriyle, ekonomik desteklerini esirgemeyen, bazılarının kazanmak için birçok şeyini feda ettiği, ama onların en ufak tereddüt dahi etmeden elinde ne varsa cömertçe feda eden işadamlarını gördüm. Gerek ilmi ile gerek parası ile Anadolu insanının fedakârlığını gördüm. Şimdiye kadar insanlık, genelde bir ülkeye gidiliyorsa o ülkeden çıkar ve menfaat sağlamak için gidildiğini bilir. Ama Beşinci Mevsimde yürekli, fedakâr, cömert Anadolu insanı tüm dünyaya, vermenin almaktan daha büyük bir erdem olduğunu öğretti. Fedakâr bir öğretmenimize gittiği bir Afrika ülkesinde söylenen söz “Şimdiye kadar beyazlar hep almaya sömürmeye geldiler, ama siz almaya değil vermeye gelmişsiniz. Siz sömürmeye değil, kendi değerlerimizi, insanlığı yüceltmek için rehberlik etmeye geldiniz. Size ne kadar teşekkür etsek azdır.” Bu söz işin ruhunu anlamak için gerçekten çok manidardır. Her ülkede bizim dilimizi konuşan, bizim kültürümüzü, değerlerimizi benimseyen insanların olması ülkemiz adına çok önemli bir kazanımdır. Unutmayalım ki bir iletişim aracı olan dil kendini ifade etmenin en önemli unsurudur. Eğitim gelişim kültür ve medeniyet bu dil aracılığıyla mümkün olabilmekte ve nesilden nesile aktarılabilmektedir. Kültür ve medeniyet inşa etmenin bir koşuludur dil. Bugün dünyanın dört bir yanında kültür ve medeniyet inşa etmeye çıkmış eğitim gönüllülerine ve bunlara her türlü desteği veren görünmez kahramanlara, işadamlarına ne kadar teşekkür etsek azdır. Onlar tüm insanlığa eğitim ile nelerin mümkün olabileceğini öğrettiler. Bizlere korkunun, yeisin, tembelliğin, cimriliğin, bencilliğin olmadığı yeni bir mevsimin olduğunu bir kez daha öğrettiler. Gerçek eğitimin ne olduğunu bu olimpiyatlarda bir kez daha görmek mümkün oldu.
Teşekkürler Beşinci Mevsimin Kahramanları…