Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Dünyalık nimet ve etiketleri hiçe sayan hizmet ve siyaset adamı; 'Necmettin Erbakan'

Merhaba Sevgili Güzel Vatan Gazetesi okurları bu sayımızda Portre sayfamızda, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı ve eski Başbakanlarımızdan Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı kaleme alacağım.
01.01.1970 / 02:00


Necmettin Erbakan ile yıllar önce ilk karşılaştığımda ve arkadaşlarımla beraber sohbet etme imkanı bulduğumuzda yaptığımız sohbette gördüğüm ilim ve ülke meseleleri konusundaki düşünceleri gerçekten beni çok etkilemişti.

Eski Başbakanımız ve hizmet adamı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a Allah’tan Rahmet, kederli ailesi başta olmak üzere tüm insanlığa sabırlar dileyerek, portreme başlıyorum.

Kader 16 yaşındayken arkadaşlarımızla yolumuzu Ankara’da ki Refah Partisi Genel Merkezine düşürmüştü. O zamanlar Bağcılar Refah Partisi İlçe Başkanı olan Mukadder Başeğmez partilerine mensup olmadığımız halde arkadaşımla beraber ülke yararına bir katkıda bulunduğumuzu fark ederek, bu konuyu Ankara’ya bildirmişti. Bu sebeple Ankara’dan bize bir davet gelmiş ve bizde bu davete istinaden Ankara’ya gitmiştik.

Hafızamda hala tazeliğini koruyan Ankara ziyaretimizi Ramazan ayında gerçekleştirmiştik.

Ankara’ya vardığımızda Refah Partisi Genel merkezinde bulunan misafirhane’ye yerleşerek geceyi orada geçirmiştik.

Sahur vaktinde yurdun dört bir yanından gelen misafirlerle yemekte buluştuk. Bir yandan yemeklerimizi yer iken, diğer yandan da yanımızda bulunan yöneticilerle sohbet ediyorduk.

Birden salonda bir hareketlilik olmaya başladı ve o tarafa baktığımızda Necmettin Erbakan’ın yurdun dört bir yanından davet edilen gençlerle sahur yapmak için geldiğini gördüm.



MEMLEKETİN KURTULUŞ REÇETESİ GENÇLER OLMADAN UYGULANAMAZ

Erbakan Hoca’yı sahurda karşımda görünce çok şaşırmıştım. Evini çolunu çocuğunu bırakıp, buraya gelmesi bana fazla fedakâr bir tavır olarak gelmişti. Kendisi gençlerin gelecek için çok önemli olduğunu vurgulayarak, memleketin kurtuluş reçetesinin gençler olmadan uygulanmasının imkânsız olduğunu belirtmişti.



ERBAKAN HOCANIN BAHİS ETTİĞİ GENÇLER BUGÜN KURTULUŞ REÇETESİNİ UYGULUYORLAR


Rahmetli Erbakan hoca o zaman bana söylediğini yıllar önce başka gençlere de söylemişti. İşte o gençler bu gün, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Milletvekili ve Kabine Üyeleri oldular ve bahis edilen reçeteyi uyguluyorlar.

Nisan 1977 tarihinde gazetecilere verdiği röportaj vasıtasıyla Necmettin Erbakan’ı kendi ağzından anlamanın daha faydalı olacağı kanaatindeyim.



Gençliği, özel hayatı, politikaya atılışı ve siyasi mücadelesi ile kendi ağzından ve kendi anlatımıyla; “Necmettin Erbakan”

NECMETTİN ERBAKAN: Efendim bizim dedelerimiz kozan oğullarındandır. Kozan oğulları bugünkü Fethiye ile Adana arasındaki sahil bölgesinde hükümrandılar. Selçuklu Türklerindendir. Osmanlılara asker ve vergi vermekle beraber kendi içişlerine müstakil kalmışlardır. Bu hal Cennetmekân Sultan Hamit zamanına kadar sürmüştür. Sultan Hamit bu beyliğe son verildiğinde büyük dedemin ağabeyi son kozan beyi idi. Beylik son bulduktan sonra büyük dedem ve ağabeyi Sultan tarafından İstanbul’a getirilmişlerdir. Rahmetlik babam Mehmet Sabri Bey İstanbul’da bulunduğu zaman hukuk tahsili yapmıştır. O zamanın hukuk tahsili tabii… Kadı olarak göreve başlamıştır. Ve ilk görevi Muş’un genç kazasında olmuştur. Balkan harbi falan sırasında olabilir. Çünkü seferberlikte Erzurum’daydı. (Rus ve Ermeni saldırıları sırasında) O acıları yaşamıştır. Kendisi bundan sonra takriben 40 sene Türkiye’nin muhtelif yerlerinde kadılık ve ağır ceza reisliği olarak görev yapmıştır. Evet, 40 yıl bu görev esnasında Bingöl Genç’den başlayarak, Türkiye’nin çeşitli yerlerini dolaşmıştır, bu meyanda Kastamonu’da bulunmuştur. Tekirdağ’da bulunmuştur. Erzurum’da bulunmuştur. Sinop’ta bulunmuştur. Afyon, Kayseri, Trabzon… Buralarda kadı ve ağır ceza reisi olarak görev yapmıştır. Sinop’tayken, 29 Ekim 1926 yılında ben doğmuşum. Sinop’tan sonra Kayseri’de, Trabzon’da ve kısa bir süre de Afyon’da bulunduk. Benim nüfus kütüğüm afyon’a kayıtlı idi. Oradayken nüfusa kaydedilmiş bulunuyor idik.



KARDEŞLERİNDEN HİÇBİRİ BABA MESLEĞİNİ SEÇMİYORDU

Biz 6 tane kardeşiz. En büyük kardeşim Ankara’da cilt ve deri hastalıkları profesörüdür; Nizamettin Erbakan. O’nun küçüğü İzmir’de göz profesörüdür; Selahattin Erbakan. Ben 3 numarayım. 4 numara Kemalettin Erbakan, İstanbul’da diş tabibidir. 5 numara kız kardeşimdir. Eczacılık Fakültesini bitirmiştir, ismi Atıfet Aydın, evlidir. Ondan sonra 6 numara mühendislik tahsil etmiştir ve serbest olarak çalışmaktadır. İsmi Akgün Erbakan‘dır. Görüldüğü gibi ailede büyük çoğunluk tıp ve mühendislik tahsili üzerindedir ve hiçbir tanesi de baba mesleğine intisap edememiştir. Hâlbuki rahmetli Pederim çok arzu ederdi…



İLK EZAN SESİNİ 4 YAŞINDA DUYUYOR VE RUHUNA İŞLİYORDU

Sinop’tan sonra Kayseri’ye geldik, Kayseri’de 5 sene oturduk. Çocukluğumuzun ilk dönemiyle ilgili hatıraların mekânı Kayseri’dir. O yıllardan hatırladığımız hadiseler Laleli Cami’siyle ilgilidir. Bu bir Selçuklu Camisidir. Çocukluğumuz laleli cami’sinin avlusunda oynayarak geçmiştir. Ve ramazan günleri camide birçok yaşlı insanların sükûnet ve vakar içinde camiye girip çıkışlarını hala hatırlarım. Ve yine Kayseri’de ilk defa bir Cuma günü ezan sesini duyduğumu hatırlıyorum. 3 veya 4 yaşında idim.

Bir sene önce Kayseri’ye gittiğimiz zaman, çocukluğumuzda oturduğumuz evler duruyordu. Bu evleri gezdik. O vakitler oturduğumuz ev, hacı İbrahim Efendi isminde bir muhterem zatındı. Asıl ev kısmını bize vermişti… Kendisi onun yanındaki kulübe gibi kısmında oturan çok değerli bir insandı. Şimdi onun torunu bizim oturduğumuz evde oturuyor. Gittiğimiz zaman o genç çocuk bize evi gezdirdi. Fakat evin içerisindeki her noktayı benim ondan çok bilmeme hayret etti. Meselâ evin merdivenin altında bizim, söğüt dallarından yaptığımız düdükleri koyduğumuz taşın oyukları vardı. Tabii, o oyukları adamcağız ne bilsin, şurada şunlar var, şunun arkasında şunlar var, dedikçe şaşırıyordu.



BABAM 40 YILLIK HİZMETTEN SONRA TRABZON’DA EMEKLİ OLDU

Kayseri’de en fazla 6 yaşına kadar kaldım. Bunlar çocukluğumuzdaki hatıralardır. Kayseri’de Cumhuriyet İlkokulu’na başladık. Ve Cumhuriyet İlkokulu’nda takriben 1 ay kadar okuduktan sonra Trabzon’a gittik. Rahmetli peder Trabzon’a nakledildiği için… Trabzon’da Gazi Paşa İlkokulu’nda okuduk. 5 sene de Trabzon’da kaldık. İlkokulu orda bitirdik.

Rahmetli peder 40 senelik bir hizmet devresinden sonra, Trabzon’dan emekli oldu. İstanbul’a yerleştik. Fatih’e… Ecdattan kalma bir evimiz vardı. Orada oturduk. Lise ve ortaokul olarak İstanbul Erkek Lisesine gittik.



İSTANBUL ERKEK LİSESİ’Nİ BİRİNCİLİKLE BİTİRDİKTEN SONRA TEKNİK ÜNİVERSİTEYE BAŞLIYORDU


İstanbul Erkek Lisesi’nden sonra Teknik Üniversite’ye girdik. Aslında İstanbul Erkek Lisesi’ni birincilikle bitirmiştik. Teknik Üniversiteye isterseniz imtihansız girebilirsiniz dediler. 30 kişi imtihansız girmişti. Ben bunu kabul etmedim, imtihana girdim. Bu imtihana aşağı yukarı 2 bin talebe girmiş idi. İlk 10 kişinin arasında derece aldık, bu 2 bin kişinin içerisinde…

SORU: Süleyman Bey de mi o yıl girmişti Teknik Üniversiteye?

NECMETTİN ERBAKAN: Hayır, Süleyman Bey benden bir sene önce girmişti. Süleyman Bey ilk 100 kişinin içinde, 100’üncü falan girmiştir. 120 kişi alınıyordu zaten mektebe.

SORU: Aynı sınıfta okuduğunuza göre Süleyman Bey bir sene kaldı mı efendim?..

NECMETTİN ERBAKAN: Hayır, Süleyman Bey 1. Sınıf’a girmişti, ben ise doğrudan ikinci sınıfa girdim. O da 2. Sınıfta idi, böylece 2. Sınıfta buluştuk.



DEUTZ MOTOR FABRİKASI TARAFINDAN ALMANYA’YA ÇAĞIRILDIM

Prof. Selim Palavan’la beraber ikimiz üniversitede motor dersi vermeye başladık. Sonradan o gemi fakültesine geçti. Onunla beraber kürsü arkadaşı olarak dersleri bölüşerek verdik. O makine dinamiği kısmını veriyordu, ben motor derslerini veriyordum. Ve bir yandan da tabii tezlerimizi hazırlıyorduk. Bu tezler 1951 senesinde tamamlandı. Çok başarılı bir tez oldu. Ve bunun arkasından üniversite tarafından Almanya’ya gönderildik. Almanya’da 3 sene kadar kaldık. 1954’de tekrar döndük. Bu kalışımız esnasında bir yıllık bir devrede, Almanya’da 3 tane tez hazırladık. 1 - O gün size söylediğim doktora tezi, 2- Teknik Üniversiteden Doçentlik tezi ve 3- Alman İktisat Bakanlığı’na “motorlarda ekonomi” hakkında bir tez.

Bu tezler Almanya’da neşredildi. Klockner Humboldt Deutz A.G.”KHD” motor fabrikasının umum müdürü bizi, davet etti. Motorlar hakkında tezimizi okumuş, çok beğenmiş ve hayret etmişti.



LEOPARD TANKLARININ MOTORLARINI YAPAN FABRİKAYA BAŞMÜHENDİS ATANDIM


Almanya’daki motor mecmualarında çıkan makalemiz dolayısıyla direktör Flatz, KHD’nin umum müdürü olarak beni davet etti. O zaman Almanya leopard tanklarının motorlarını hazırlıyordu. Bu tank motorları inkişaf bakımından teknik problemleri çok güç olan sorunlu bir motor idi. Bizim doktora tezimizdeki çalışma mevzularıyla ilgili olduğu için orada bana araştırma başmühendisliği teklif ettiler. Ve ben Teknik Üniversite’ye dönüp doçentlik imtihanlarımı verdikten sonra orada araştırma başmühendisi olarak görev yaptım.

1953 senesinde, takriben 1 yıl kadar çalıştım. Sonra 1956 senesinde tekrar Almanya’ya aynı araştırmalar için davet ettiler. Bir kere daha 1956 yılında 6 ay kadar kaldım.



27 YAŞINDA TEKNİK ÜNİVERSİTENİN EN GENÇ DOÇENTİ ÜNVANINI KAZANDIM

1953 yılında doktor olduk. 53 yılının başında, Mart ayında doktora imtihanlarını verdim, 53 yılının Mayıs ayında Teknik Üniversite doçentlik imtihanlarını verdik. Bunlar ayrı ayrı iki tezdir, biri başkadır, diğeri başkadır.

1 Mayıs 1953’ten itibaren Almanya’daki “KHD”de araştırma başmühendisi olarak başladık. O sırada, Teknik Üniversitede doçentlik imtihanlarını da başarıyla tamamlamıştık. Ve ondan sonra teknik üniversitede, esasen ilkokula küçük yaşta gittiğim için, 6 yaşında, 17 yaşında teknik üniversiteye girdim. 5 senede bitirince 22 yaşında çıktık. Bütün bu tezlerin hepsinin hazırlanması da 5 senede olduğu için 27 yaşında doçent oldum. Bu Teknik Üniversite’nin en genç doçenti olmak demektir.

Aynı zamanda Almanya’da da en genç doktorasını yapan kimse idim. Teknik Üniversitede de en genç doçent oldum ve Teknik Üniversite’de doçent olup Almanya’da bu motor sahasında 1 sene çalıştıktan sonra tekrar geldim.

Teknik Üniversite’deki doçentlik vazifesine birkaç ay devam ettikten sonra askere gittim. 1954 senesinin Mayısının sonuydu galiba…



ASKERLİĞİMİ İSTİHKAM OLARAK İSTANBUL’DA YAPTIM

1.5 yıl askerliğimizi istihkâm olarak tamamladık. İstanbul’da, Kâğıthane’de 6 aylık kısmını okulda yedek subay olarak yaptık. Onu yaptıktan sonra, 1 yıl müddetle hem Kâğıthane’deki okulda motor hocalığı yaptık, hem de Kâğıthane’deki okulun emrinde dördüncü kademeyle görevli bulunan İstihkâm Bakım Birliği’nde teknik müdür olarak görev aldık.



BATININ EN GELİŞMİŞ TANKI “LEOPARD”LARIN ATEŞLEME SİSTEMİNİ YENİDEN PROGRAMLADIM

Bugün, Batı Blokunun en gelişmiş tankı olan Leopard tankının yüksek savaş etkinlikleriyle, en ağır şartlarda bile görevini yerine getirmeleri, olumlu şöhretinin doğruluğunu ortaya koymaktadır. 40 ton ağırlığında, 2 metre 62 santim yüksekliğinde 6 metre 94 santim uzunluğunda ve 3 metre 25 santim eninde olan leopard tankları 65 kilometre sürat yapabilmektedir. Top menzili 5.500 metredir. Motoru 4 zamanlı sıvı soğutuculu ve değişik tip yakıt yakan V10 tipidir. 4 vitesli hidrolik devirli olup elektro-hidrolik dişlidir. (Almanların 1. Dünya Savaşında Rusya hücumu sırasında bu tankların yakıtları donduğu ve çalışmadığı için, leopardların en zor hava şartlarında, üstelik hem benzin, hem mazot, hem gazyağı hem de gerekirse zeytinyağı ile bile çalışacak şekilde, bunların ateşleme sistemlerini Erbakan yeniden icat ve dizayn etmiştir)



ÇOK ÇALIŞKAN OLDUĞU İÇİN ÜNİVERSİTEDE “KUŞ” LAKABI TAKILIYORDU

Şimdi kendi sınıfımdayken sınıf arkadaşlarıma hocalık yapmak başka, bir sınıfın en çalışkanı olmak başkadır. Çünkü arkadaşlarına hocalık yapmak gibi bir hususiyet vardır. Bu hususiyet bende daha küçük yaşlarda başlamıştır. Mesela; İstanbul Erkek Lisesi’ne devamda 1 ay kadar geç kalmıştık. Biz Trabzon’dan geldiğimiz zaman, o bir ay esnasında hocaların anlattığı konularda bulunamamıştık 1 ay sonra müzakere yapmaya başladıkları zaman, hocalarımız hemen ilk günlerden itibaren “sınıfın en çalışkanıdır” unvanını takmıştır. Hatta ortaokulun 2. sınıfında tabiat bilgisi derslerini, fizik derslerini, hocamız diş tabibiydi, kendisi çok meşgul olduğu için vermediği dersleri, bana hazırlattırıp, anlattırırdı.

Ortaokulun son sınıfında bütün derslerden 10 numara alarak geçmişizdir. Onlar bitirme imtihan’ı idi, yani müsabaka şeklinde yapılırdı, kapalı kâğıtlarla.

“Sıfırcı Avni’den hayatında ilk defa 10 tam notu ben alıyordum”

Ha, unutmadan söyleyeyim meşhur “sıfırcı Avni” hayatında ilk tam notu, yani on numarayı bana vermişti. Lise bir, yani dokuzuncu sınıfta bize matematiğe geldi.

Ben hevesle beni derse kaldırsın diye bekler dururum. Meğersem hocanın birisi ona benim hakkımda bir şeyler fısıldamış. Bekle bekle, hoca beni derse kaldırmıyor. Herkesi derse kaldırıyor basıyor sıfırı.

İlk defa bir yazılı imtihan yaptığı zaman, bir on numara verdi ve ertesi gün geldi, notları okurken, dedi ki:

“Ben hayatımda ilk defa bir iş yaptım, Necmettin’e 10 numara verdim Hâlbuki bugüne kadar ben 10 numarayı hep kendime saklardım. Fakat sorduğum suallere vermiş olduğu cevapları gördüğüm zaman bu âdetimi bozmak mecburiyetinde kaldım”

Tabii 11’inci sınıfa gelince fizik hocası, kimya hocası ve matematik hocaları bana ayrı ders vermeye başladı. Yani bilhassa matematik hocası, Fransa bakaloryalarında sorulan sualleri bana sorardı. Mesela bütün sınıfa başka ödev verirdi, ama bana başka ödev hazırlardı. Sen şunu yap derdi. Ve bu ödevler üniversite seviyesinde ödevler idi.



SORU: Bir de efendim bu çalışkanlık yüzünden, öğretmenleriniz veya arkadaşlarınız size bir isim bulmuşlar mıydı o zaman?

NECMETTİN ERBAKAN: Efendim Teknik Üniversitede tabii ismimiz kuş’tu. Kuş; orda çok çalışkanlara (koşarak değil, uçarak iş yapanlara) verilen isimdir. Lisede böyle bir isim takma girişimi olmamıştır. Yalnız lisede bir matematik kulübü kuruldu. Bütün sınıflar arasında. İstanbul Erkek Lisesi Büyük bir lisedir.

O zaman aşağı yukarı 6 adet son sınıf vardı, 3 tane edebiyat, 3 tane fen. Bütün bu sınıfların arasında bir matematik kulübü teşkil edildi. Ve oraya başkan olarak beni seçtiler.



“Sınıf arkadaşlarıma bedava ders veriyordum”


Bu arada, Lisede iken, birçok dersleri diğer arkadaşlara anlatıyorduk. Ve bizim günümüzün yarısı arkadaşlarımıza özel ders vermekle geçiyordu. Birçokları bir kısım dersleri anlayamazlardı. Bilhassa lisenin son sınıfında. Sınıfın 20 kadar talebesine adeta Cumartesi Pazar günleri özel ders veriyorduk.



SİYASİ HAYATI VE KISA HATIRALARI

Erbakan Hoca milletine, memleketine ve tüm İslam ve insanlık âlemine en hayırlı ve kalıcı hizmetleri yapabilmek üzere siyasete atılmış, dünyalık nimet ve etiketleri hiçe sayarak tarihi bir mücadeleye başlamıştı. Onun bu girişimi en çok din ve milliyetçilik istismarcılarını telaşlandırmıştı.



Şeyh Şamil’in torunu MSP’den milletvekili oldu

MSP’li parlemanter adaylarının çoğunluğu ilahiyatçı, tüccar ve mühendislerden oluşmaktaydı.

Milli Selamet Partisi’nden 5 Haziran seçimleri için Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu üyeliğine aday adayı olanların adları Çankaya sinemasında düzenlenen bir toplantıda açıklanmıştır. Adları açıklanan adaylar arasında Şeyh Şamil’in torunu Sait Şamil de vardı. [1]

TARİHİN İLK AYAKKABILI EYLEMİ ERBAKAN’IN MİLLİ SANAYİ MÜCADELESİYLE YAPILIYORDU

Her ne kadar Irak'lı El Zeydi'nin Bush'a fırlattığı ayakkabı tarihe geçmiş olsa da, dünya da ilk ayakkabılı protestonun patenti de bize ait çıktı. Hem de tam 50 yıl önceki bir olaydı.



Peki, ayakkabıyı fırlatan ile muhatap olan kim olmaktaydı?

Yıl 1961. Yer Ankara... Birinci Otomotiv Sanayi Kongresi yapılmaktaydı. Kongreye katılanlar arasında işadamları, bürokratlar, mühendisler, gazeteciler vardı. Kongre'nin öncülüğünü yapan isimse daha sonra Türkiye'nin siyasi hayatına damgasını vuracak olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dı.

Erbakan,1956 yılında daha 30 yaşında iken Gümüş Motor Fabrikasını kurarak Türkiye'nin ilk büyük sanayi hamlesini gerçekleştirmiş, yine 1960 yılında Ankara'da yapılan Sanayi Kongresinde ilk kez "Türkiye'nin kendi otomobilini üretebileceği" fikrini ortaya atmıştı. 1961 yılındaki Otomotiv Kongresi bu çabaların bir sonucu toplanmıştı. Kongre salonu oldukça kalabalık ve heyecanlıydı. Salonda Türkiye'nin kendi otomobilini üretebileceğinin inancı ile heyecanlanan mühendislerin yanı sıra, yerli otomobil fikrine karşı çıkan işbirlikçi Masonlar da bulunmaktaydı.

Kürsüye çıkan bir konuşmacı salondaki heyecanın aksine otomotiv sanayinin zorluklarından bahsetmekte ve yerli otomobil fikrine karşı çıkmaktaydı.

O sırada ön sıralarda oturan genç bir mühendis, bir kürsüde konuşan kişiye, bir de ayakkabılarına bakmaktaydı. Makina Kimya Endüstrisi'nde (MKE) çalışan Erbakan’ın Millici ekibinden olduğu anlaşılan mühendisin ayağında kurumun yeni dağıttığı postallardan vardı.

Konuşmacının; "Bursa'da şeftali üretmek otomotiv üretmekten hem daha kolay hem daha kazançlıdır" dediği anda da ortalık karışmıştı. "otomotiv yerine şeftali üretmeyi" önermesine dayanamayan genç mühendis ayağından çıkardığı postalı kürsüdeki konuşmacıya fırlatmıştı.

MKE'li vatansever: "Bize otomobili siz ürettirmiyorsunuz, sizler bizi batıya mahkûm ve mecbur ediyorsunuz" diye bağırmaktaydı. Ve bu genç mühendiste Erbakan gibi, milli ve yerli kalkınma sevdalısıydı.

Herkes unutmuş olsa da işte bu olay ilk ayakkabılı protesto eylemi olarak tarihe geçmiş bulunmaktadır.

Artık yazmak zorundayız. Her şeye rağmen Türkiye'nin ilk yerli otomobili "Devrim"i yapma fikri bu kongre'nin sonucunda ortaya çıkmıştır. Yapılmıştır da... Ama biliyorsunuz benzin koymayı unuttukları() için yürümemiş ve öylece kalmıştır.

Oysa, Erbakan ilk yerli otomobil fikrini 50 yıl önce ortaya attığında, ne Kore'nin Hyundai'si, Ne İran'ın Samand'ı, ne Hindistan'ın Tata'sı, ne Çin'in Cherry'si vardı. Ne kadar acıdır ki, şimdi sokaklarımız Hyundai, Tata, Cherry ile dolup taşmaktadır.



Necmettin Erbakan kimdir?

Eski Başbakan ve Saadet Partisi Genel Başkanı merhum Necmettin Erbakan'ın hayatı.

Necmettin Erbakan, 29 Ekim 1926'da Sinop'ta doğdu. İlkokula Kayseri Cumhuriyet İlkokulunda başlayan Erbakan, babasının Trabzon'a tayin olması sebebiyle ilköğrenimini burada tamamladı.

1948'deİstanbulTeknik Üniversitesi Makine Fakültesi'nden mezun olan Erbakan aynı yıl burada asistan olarak göreve başladı ve 1965'te profesör oldu.

Erbakan, 1966'da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1969 seçimlerinde Konya'dan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçilerek ve ilk kez Meclis'e girdi. Necmettin Erbakan, 24 Ocak 1970'de ise Milli Nizam Partisi'ni kurdu. Parti, Nisan 1971'de kapatıldı.

1972'de kurulan Milli Selamet Partisi ise 1973 seçimlerinde 51 milletvekili ile Meclis'e girdi.

MSP-CHP koalisyonunda Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Erbakan, bu hükümetin 1974 yılı başında bozulmasının ardından kurulan dörtlü koalisyonda yine Başbakan Yardımcılığı görevini üstlendi. 1977 seçimlerinden sonra oluşturulan 3'lü koalisyonda da görev alan Erbakan ve liderliğini yaptığı MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu.

1978 yılı başından 12 Eylül1980'e kadar muhalefette kalan MSP'nin Genel Başkanlığını yürüten Erbakan, Eylül 1987'deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde etti. Erbakan, 1983'te kurulan Refah Partisi'nin Genel Başkanlığı'na seçildi. Necmettin Erbakan, 28 Haziran 1996'da Başbakan olarak RP-DYP koalisyon hükümetini kurdu.

28 Şubat 1997'deki "post-modern darbe" sırasında Erbakan, 54. Hükümet'in Başbakanıydı. REFAHYOL Koalisyon Hükümet'i, 28 Şubat'ın ardından yoluna devam etse de bir süre sonra istifa etti.

Necmettin Erbakan'ın Refah Partisi, Ocak 1998'de kapatıldı. Partinin kapatılması ile birlikte Erbakan'a 5 yıl süreyle siyasi yasak getirildi. Siyasi yasağı Şubat 2003'te sona eren Erbakan, 2003'te Saadet Partisi Genel Başkanlığı'na seçildi.

Bir kaç kez Saadet Partisi Genel Başkanlığı görevini devreden Erbakan son olarak Eski Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'un bu görevden ayrılması ile 17 Ekim 2010'da yeniden genel başkanlığa seçildi

Ankara'da kalp yetmezliği tedavisi devam eden Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan 27 Şubat 2011 tarihinde hastalığı sebebiyle vefat etti.

Erbakan’ın cenazesi 1 Mart 2011 Salı günü İstanbul Fatih Camiinde öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından İstanbul Merkez Efendi’deki aile kabristanlığına defnedildi.

"Akıl, bir işin sonunu düşünmektir”. Yani kârını, zararını çok iyi hesap ederek bir işe girişmektir. Çünkü son pişmanlık para etmeyecektir. Ve “ah keşke” sözleri, akılsızlığın neticesidir.

Necmettin Erbakan















 

Etiketler: necmettin erbakan
Bu yazi toplam 2162 defa okundu
YORUMLAR
hacer: 
"milli görüş"
allah rahmet eylesin sana büyük adam!!!!! açdıgın yolda yürümeye yakdığın milli görüş mesalesini sondurmemeye yemin olsun... (ruhuna al-fatiha)
07.04.2011 / 11:32
rüstem aydın: 
"geç anlıyoruz.."
yazdıklarınızlada görüldüğü üzere oldukça donanımlı bir adamdı hoca efendi. nitekim onun acdıgı yoldan kopmus arka bahcenin haylaz cocuklarına karısmıs insanlar oldu.unutmasınlarki millii görüş demek necmettin erbakan demektir.. yazı için sağolun
07.04.2011 / 11:30
mgv gençlik: 
"unutmayacağız"
unutmadık seni hocam nutmayacağız ve unutturmayacağız mekanın cennet olsun
07.04.2011 / 11:27
milli görüş: 
"büyük insan"
allah rahmet eylesin değerli bir insandı.
07.04.2011 / 11:26
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR