Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Rasim Ozan Kütahyalı: Taraf, Habertürk’ten korktu!

Rasim Ozan Kütahyalı: Taraf, Habertürk’ten korktu!
HaberTürk’ün kanlı manşetini GazeteA24.com’a değerlendiren Rasim Ozan Kütahyalı’dan şok iddia! Eski gazetesi Taraf’ın Defne Joy olayı nedeniyle Fatih Altaylı’dan korktuğunu belirten K
16.10.2011 / 05:28


 



(Röportaj:Dilek Karagöz/ GazeteA24.com) - “MEDYADA it iti ısırmaz...TARAF Habertürk’ten korktu kanlı manşetin üzerine gitmedi... FATİH Altaylı kadın düşmanı!. BENİM kimseye saygı borcum yok... SAVCILIK Habertürk’ün manşeti için devreye girmeli...TARAF’ın davası Kürt meselesi... ATATÜRK gelse CHP yüzde 30’u geçemez... MEDYADA Kemalistlerin devri bitti... TÜRKİYE'YE demokrasiyi Fethullah Gülen getirdi...”



Bu sözler, Takvim Yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’dan… Her eleştirisi ile dikkat çeken Kütahyalı, son olarak Gazete Habertürk’ün “Kadına şiddette son nokta” manşeti için verdiği tepki ile gündeme geldi. Biz de bunun üzerine Kütahyalı’nın kapısını çaldık ve sorduk kendisine: “Bu olanlar nedir?” diye… İşte Kütahya'nın GazeteA24'e verdiği yanıtlar...



Sizce Fatih Altaylı neden böyle bir manşet attı?

Tek derdi, küfür bile etseler herkesin onu konuşmasıydı. Kadınlara uygulanan şiddete dikkat çekmek istediğini söylüyor ama bu palavra. Kendinin de kadınlara şiddet uyguladığını biliyoruz. Zaten Habertürk koridorlarında “Bakın herkes bizi konuşuyor” dediğini de duyuyoruz.



O fotoğrafta maço bir anlayış da var mı?

“Maço” ona övgüdür. Bu kadın düşmanı bir zihniyettir. Zaten daha önce Eren Keskin’e “Sana tecavüz edeyim” Gülay Göktürk’e “Bacak aranı ordu koruyor” başörtülü kadınlara “fahişeler” diyen bir adamdan bahsediyoruz. Altaylı’dan, golf sopasıyla dayak yiyen kadın muhabir de, ben ve Nargihan ile konuşmak istedi. Konuştuk ama karışmak istemedim. Sadece, “Anlattıklarında kriminal şeyler varsa, savcılığa git.” dedim. Başka dosyaları da var ama girmek istemiyorum. Çünkü tek başıma olmaktan sıkıldım.



Bu olayda sizin en çok dikkatinizi çeken şey nedir?

Bu yayını, bir gazetecinin yapmış olması. Bir televizyoncu böyle bir şey yapsaydı bedeli çok ağırdı. Gazetede olunca, hiçbir yaptırım yok. Bir de böyle bir şey için özür dilemiyor. feminist ve kadın grupları takmıyor. O kadının ailesi, iki çocuğu hiçbir şey ifade etmiyor ve kadını çırılçıplak teşhir ediyor. Üstelik bu kadın muhafazakar. Saç telini göstermekten çekiniyor. Ayrıca kanlar içinde bağırsakları çıkmış. Erkeklerin bir kısmında hayvanlık olabilir ama her onurlu kadın bu olaydan rahatsız olmak zorunda. Ama böyle birkaç onursuz kadın da çıktı rahatsız olmayan.



Ayşe Arman gibi mi?

İsim vermem ama bu olaya çok sinirlendim. Ekranda da yazılarımda da sınır tanımadım. Çünkü artık bir şeyler değişsin istiyorum. Modern toplumda herkesin başına böyle şeyler gelebilir. O kadın benim karım ya da annem de olabilirdi. Sadece koca dayağı değil, sokakta da her şey olabilir. Türkiye’de suç oranı yüksek. Böyle bir olayda da, bunu yayımlayanlar ikinci katildir. Yayında Ümit Zileli’ye sordum. “Benim yakınımın böyle haberini yapsa, vururdum.”dedi. Ama böyle olayları 5-6 gün sonra unutuyoruz. Sahip çıkmıyoruz.



Habertürk’ün manşetindeki ünlü bir kadın olsaydı, gazeteye yaptırım uygulanırdı. Öyle mi?

Güçlü bir kadına, güçlü bir ailenin kızına ya da güçlü bir adamın karısına ait bir fotoğraf olsaydı, Altaylı çoktan bitmişti. Bir bakanın eşi, sokakta bir başkası tarafından bu hale getirilseydi, o fotoğrafı basamazdı. Nitekim, Oktay Ekşi de başbakan yerine, normal bir insana “Anasını satan adam” deseydi, iş değişirdi. Ancak Başbakan’a laf edince bedel ödedi. Ödemesi de doğruydu ayrıca. Bu lafı söyleyerek, baş yazarlık yapamazsınız.



Ama mağdur sıradan biri olunca…

Kimsesiz bir kadının fotoğrafını basarsınız, üstüne de böyle kahkahalarla gülersiniz. Daha önce Fatih Altaylı ile çalışan Sevilay Yükselir yazdı. “Tanıyorum, maço bir adamdır. Kadınlar dayak yemişse bir sebebi vardır, diyen biridir.”dedi. Altaylı hakkında bu şekilde konuşan çok insan var. Bu manşet için gerekçesinin yalan olduğunu da herkes biliyor.



Peki Altaylı’yı destekleyenler?

Onu savunmaya kalkan erkeklerin de çoğunluğu ondan nefret eder. Ama birbirlerinin her türlü pisliğini, illegal işlerini bildiklerinden kirli bir ittifak içindeler. Mutlu Tönbekici’nin yazısına dikkat çekmek isterim. Oradaki erkekler de belli. Ama Mutlu da şimdi kendilerine saldırırlar, diye korkuyor. Balçiçek de yazdı. Kadınları örnek veriyorum ki kişisel algılanmasın. Çünkü Fatih Altaylı’nın bana hiçbir zararı olmadı bugüne kadar. Benim kişisel bir intikam hırsım olamaz. Ama başkaları adına adalet duygularım olabilir. Mecazi olarak söylüyorum, medyada “it iti ısırmaz” Onun için kelli felli adamlar Fatih’e cephe almadı.



Siz de sert çıktınız ama… “Haysiyetsiz” dediniz…

Bu zihniyete karşı her şeyi yazdım ve her şeye de hazırım. Benim kimseye “eyvallah”ım yok. O kadının fotoğrafı hala aklımda ve hatırladıkça öfkeleniyorum.



Bu kadar sert bir üslupta konuşmak, eleştirdikleriniz gibi davranmak değil midir?

Zaten onların dilinden konuşmazsanız bu iş çözülmez. Kadınlar, erkeklerin anladığı dilden konuşmazsa, dayak yemeye devam ederler. “Eğitim şart” sloganları ya da feminist kolektif yürüyüşlerine saygı duyuyorum ama bunlar işlevsel değil. Acil önlem alınmalı. Kadına şiddet konusunda tutuklu yargılanma getirilmeli. İrlanda bunu yaptı. Polise istisnai sertlik hakkı tanıdılar sorun çözüldü. Türkiye’de kadın hakimler de artmalı. Ayrıca kadınların bu zihniyeti ekonomik zarara uğratacak bir lobisi olması lazım. Mesela Güler Sabancı reklam vermiyorum diyecek. Amerika’daki eşcinseller bunu yapıyor. Bu yaptırım Türkiye’de olmuyor. Üstelik böyle bir durumda karşı taraf uydurma haberlerle şantaja başlıyor. Bu mekanizmalar Türkiye’de yazılı basında devreye girmiyor. Liberal demokrat olarak, RTÜK gibi kurumları savunmak istemiyorum ama bunlar bu hale getiriyor. Gladio savcısı Fellice Casson’un bir lafı vardı. “Ahlakın devreye girmediği yerde hukuk devreye girer medya işlerinde”



“SAVCILAR DEVREYE GİRMELİ”



Ekranda gazete yırtmaktan, ağır sözlere kadar varan bu üslubunuzla eleştirilerinizin yerine ulaştığına inanıyor musunuz? İşe yarıyor mu bu yöntem?

İşe yarıyor çünkü o zihniyeti tedirgin ediyor. Ben tek başıma kimseye ceza kesemem. Rambo değilim. Ama kamuoyunun yargılarını artırmak noktasında o hareketleri yaparım. Şiddete şiddet diliyle karşılık verdi demek, Fatih Altaylı’yı savunmaktır. Bu olayda savcıların devreye girmesini ve o fotoğraftaki kadının cumhurbaşkanı ya da başbakanın bir yakını olsaydı ne yapılacaksa onun yapılmasını istiyorum.



Peki yazılı basında bu tür haberlerin önüne nasıl geçilir?

Mesela Amerika’daki ırkçılık meselesini Amerikan kamu ahlakı çözemediği için devreye hukuk girdi. Bir gazetede ırkçılık içeren bir haber ya da fotoğraf yayımlansa, hukuk o gazetenin işini bitiriyor. Türkiye’de gazetelere de şimdi RTÜK gibi bir kurum geliyor.



Bu kurumlarla ilgili sansür endişesi ne olacak?

O da doğrudur ancak, Habertürk’ün manşeti gibi olaylara engel olmak için bir şey yapılmadı. Mesela, Lady Diana’nın ölümünde fotoğrafını basan Fransız gazetesini kimse almadı ve gazete bir daha kendine gelemedi. Bizde olmuyor bu. Medyada ahlak kodları ile hiçbir şey halledemiyoruz.



Fatih Altaylı istifa etmeli mi?

Etmeli ama etmez. Şöyle söyleyeyim, Soner Yalçın da hukuk süreci başlamasaydı hayatta hiçbir bedel ödemezdi. Hukuk süreci devreye girmeden hiçbir şey olmaz. Çünkü Türkiye’de medyanın ortak ahlaki kodları yerine, ortak kirlilik kodları var. Yani normalde Fatih Altaylı’ya küfreden başka bir genel yayın yönetmeni, ona destek verebiliyor. Eğer bir kirli çamaşır bulsalardı, beni de yıpratmak için ellerinden geleni yaparlardı ama ben biraz paraşütle indiğim için olmuyor.



Sizin muhabirlik geçmişiniz yok..

Bu anlamda, kimseye borcum olmadığından saygım da yok. Beni, Ahmet Altan köşe yazarı yaptı. Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’a manevi borcum var. Zaten Taraf bir dava gazetesi ve Türkiye’nin en önemli gazetelerinden biri. Ayrıca, Taraf’ın Habertürk’ün manşetinin daha fazla üzerine gitmesini beklerdim. Fatih Altaylı’nın Defne Joy’un ölümü sonrasında Kerem Altan ile ilgili yaptığı kasıtlı dezenformasyon haberlerinin, Taraf’ı etkilediğini düşünüyorum. O yüzden de bu manşetin üzerine gitmediler.



Taraf’tan neden ayrıldınız?

Çok daha iyi para kazanmak için. Başka bir nedeni yok. Romantik bir bağlılık nedeni ile daha önce gelen teklifleri değerlendirmedim. Ama seçimler geçti, Türkiye kritik bir dönemi aştı. Artık Taraf’ın bana çok da ihtiyacı yok. Taraftaki durum malum, orada arkadaşlar kahramanca mücadele ediyorlar. Yeni grubumda da bana sundukları perspektif beni mutlu ediyor ancak Taraf gazetesine hiçbir zaman laf ettirmem.



Türkiye kritik dönemi aştı ne demektir? Ve Taraf’ın davası nedir?

Şu anda Türkiye 12 Eylül referandumu ve 12 Haziran seçimi ile temel statükonun belini kırdı. Yargı vesayeti ve askeri vesayet meselesi bitmedi ama şu anda Taraf’ın temel misyonu, Kürt meselesinde barışı sağlamak. Taraf, Kürt yurttaşlar üzerinde öyle etkili ki, Murat Karayılan Ahmet Altan’a mektup yazmak zorunda kalıyor. Bu çok önemli. Zaten şu anda Türkiye’nin temel meselesi Kürt sorunudur.



Siyasete girmişken Kılıçdaroğlu’nun köstebek iddiasını da sorayım…

CHP ile 12 Haziran’dan beri hiç ilgilenmiyorum. Sıkılıyorum ve komik geliyor bana. Köstebeğin Beşir Atalay olduğuna dair gördüğüm kadarı ile bir kanıt yok. Ama Deniz Feneri’nde benim hiçbir savunma duyarlılığım yok. O davada sonuna kadar gidilmeli. Benim için bütün temizlenme soruşturmaları birdir. Tabii Deniz Feneri ile Ergenekon’u aynı kefeye koyamazsınız. Türkiye’de yüzlerce yolsuzluk davası var ama bir tane TBMM ve sivil hükümeti yok etme davası var. Deniz Feneri davasında Ak Parti içinden de sorumlular varsa bunlar da ayıklanmalı.



“ATATÜRK BİLE GELSE, CHP YÜZDE 30'U GEÇEMEZ”



Ayıklanacağına inanıyor musunuz?

Yüzde yüz inanıyorum. Çünkü şu an bile başbakanı yüzde yüz destekleyen televizyon yöneticileri içerde. Bu Türkiye tarihinde görülmüş şey değil. Ama savcıların apar topar görevden alınması bana da çok manalı gelmedi. CHP’nin ise bunun üzerinde bu kadar durması komik. Çünkü bu, Ak Parti’ye oy kaybettirmez. CHP, Ak Parti’den daha özgürlükçü, daha demokratik, Türkiye’yi daha zenginleştirecek ekonomik politikalara sahip olursa ve insanları ikna ederse, o zaman oyları toplar. Bir de şu var; eskiden bu yana Türkiye’nin yüzde 70’i belli duyarlılıklara sahip. Aslında siyasi partilerle bölünmese, her zaman belli parti iktidara gelir. Zaten Türkiye’nin hangi zihniyeti desteklediği ortada. Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan ve daha öncesinde bir Süleyman Demirel kazası var. Bu zamana kadar TSK ile CHP’nin işbirliği ile bu siyasi yapı parçalanıyordu. Şu andan itibaren askeri vesayete Ak Parti’den daha tepkili olmayan iktidar gelemez. Bundan sonra işleri geri döndürecek eski Türkiye’den izleri geri getirecek bir iktidarın gelme olasılığı yok. Adı CHP tarihinde geçen önemli bir CHP’linin bana söylediği bir söz durumu özetliyor: Atatürk çıksa gelse, bu partinin oy oranı yüzde 30’u geçmez.



Her değişim risk taşır. Hızla değişen Türkiye’yi bu durum olumsuz etkileyemez mi?

Bu değişim, Alevilerin hak ve özgürlüklerini kapsayacak bir reform yapmalı. Kadın meselesinde önlemler alması gerekir. Başörtüsünün özgürleşme ayağı önemlidir. Henüz başörtülü ne milletvekili, ne müsteşar ne de avukat var… Hala yasak! Kadın hakları artırılmalı. Bu konuda Şevkat-Der’i çok önemsiyorum.



Bu değişime eleştiriler de var…

Medyadaki sivil dikta tartışmaları sahtekârcadır. Çünkü Türk medyasında belli bir fikri ve siyasi ekole bağlı olmayan insanlar, ihale para pul gibi ilişkilerle kendi medyalarını yönlendirme yoluna gittiler. Bu adamların toplumda karşılığı yok. Ama medyada çok iyi yerdeler. Şimdi bu değişeceği için telaş içindeler. Ayrıca 28 Şubat, Ergenekon, Odatv iddianameleri genişliyor. Bunun endişesi içindeler. Fatih Altaylı da onun endişesi içinde. 90’ların faili meçhulleri yargılansın diyorsak, o zaman o dönemin medya operasyonları da yargılanacak. Türkiye’de Kemalistler medyada yine olacaklar ama eskisi gibi egemen olamayacaklar. Çünkü hiçbir zaman egemen değillerdi. Demokrasi bir bütün. Senin oyun yüzde 20 ise, o kadar iş yaparsın. Eskiden ayaklar baş olmuştu. Sanatta, medyada, internet dünyasında bütün bu yapı adım adım değişecek. Herkes buna hazırlıklı olsun. Bu durum eski egemenlerde kaygı yaratıyor. Medyada insan malzemesi yüzde 10-15’lik bir azınlığın çoğunluydu.



“FETHULLAH GÜLEN TÜRKİYE'YE DEMOKRASİYİ GETİRDİ”



Bu değişimi sağlayan en önemli faktör?

Türkiye’de liderler, kanaat önderleri çok önemli. Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Fethullah Gülen gibi liderler, muhafazakar kesimi ciddi biçimde liberalleştirdi. Muhazafakar tabanın daha devletçi daha otariter, daha batı düşmanı bir yöne gitmesini sağlayabilirlerdi. Batılı kurumları, demokrisiyi, insan haklarını, serbest piyasa ekonomisini benimsedikleri gibi öz kimliklerini kaybetmemişlerdir. Burada hep küçümsenen İslami medyanın, Yeni Şafak ve Zaman gazetesinin de rolü çok önemli. Ama bunu en başta Fethullah Gülen Hareketi sağladı. Hem İslami hem laik kesimi toprak gibi olarak düşünün. Topraktan hem iyi hem kötü bitkiler çıkabilir. Muhafazakar kesim kendini olumlu yönde geliştirdi. Ancak laik kesim daha faşizan hale geldi. Bunu da medya yardımı ile yaptılar. En fazla da Hürriyet Gazetesi ile...





 



Bu haber toplam 311 defa okundu
YAZARLAR